Anasayfa  
 
     
 
 

Giriş Formu



Posta Kutum

Giriş yapmamışsınız.

Kimler Sitede

Şuanda 13 konuk çevrimiçi
Yok

Son Mesajlar

  • Konuk Defteri
    Herkese merhaba, www.alagozmuhendislik.org sitemiz...
    Syn: Barış Alagöz
  • ACI KAYBIMIZ..
    aytaç üsteymenim nur içinde yat mekanın cennet ols...
    Syn: emrullah yüksel
  • ACI KAYBIMIZ..
    Üsteğmen Aytaç Kaya ya Allahtan Rahmet,ailesine ve...
    Syn: hıdır yılmaz
mod_vvisit_counterBugün12
mod_vvisit_counterBu hafta12
mod_vvisit_counterToplam65065
arkaplan ban1 80920030 Resimler circir 005 hakoy22 rsm 010 park8 Photo-0060 resmim 005 DSC04318
MEMLEKETİMİN ÜRETKEN İNSANLARI


MEMLEKETİMİN ÜRETKEN İNSANLARI

 

Köylülerimizin tarım ve hayvancılık dışında özellikle sonbahar kış ve ilkbahar aylarında kendi ihtiyaçlarını karşılamak için farklı meşguliyetleri vardı. İptidai metotlarla ev ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlardı. Bunlar: kilim, yolluk ve halı yerine kullanılan keçe; giyim eşyası olarak dokudukları bezlerden iç çamaşırı, şalvar, yatak ve yastık örtüleri ve genç kızlar için çeyizlik havlular, kestikleri hayvanların derilerinden ayaklarına çarıklar…

Kadınlar ev işlerinden arta kalan zamanlarını ev ve aile fertlerinin ihtiyaçlarını tamamlamak için çırpınırlardı. Onlar henüz tüketim lüksünü tatmamış üreticilerdi… Hemen her kadının ve genç kızın elinde “TAŞİ(1)” ismi verilen; 10-15 cm. uzunluğunda ve yuvarlak olan, sapı bacağın üst bölümüne sürtülerek yuvarlatılıp çevrilen bir alet ile çorap ve kazak ipi eğrilirdi. Ayrıca birçok evin başköşesini süsleyen bir başka ip eğirme aleti de “ÇIRIĞ’dı(2).” Çırığ üzerinde büyük bir çark ve çarkın üzerinde bulunan kol vasıtasıyla sağ elle çark çevrilirken sol elle pamuk veya yün lifleri ayrıştırılarak belirli oranlarda verilerek ip eğirlerdi. Kadınlarımız kendi eğirdikleri ipleri ile şişleri kullanarak üretime dönüştürüp aile fertlerinin kışlık giysi ihtiyaçlarını gideriyorlardı…

Ben burada çok küçük yaşlarda şahit olduğum “keçe imalatı ve bez dokuma” konularında hafızamda kaldığı ölçüde bilgi vermeye çalışacağım. Eksik ve yanlışlarım varsa af ola…

KEÇE YAPIMI: Geçmişte evlerimizin toprak zeminlerine serdiğimiz yolluk ve kilimlerin üzerine serdiğimiz keçeler evlerimizin kıymetli birer halısıydı. Hemen her evde bir veya iki adet keçe bulunurdu. Bugün hala çobanların kullandığı kepenek’ler(3) de keçeden yapılıyordu. O günlerde keçelerin yapımı büyük emek ve göz nuru gerektiriyordu. Keçe diyip geçmeyin; onun malzemesinin hazırlanışı ve imalat aşaması günler, haftalar sürerdi…

Keçe dediniz mi çoğunun ismini dahi bilmediği “Keçeci” aklımıza gelirdi. Birivan’lı olan Keçeci Mehmet; köyümüzde Çiro Dursun’un kızıyla evli olan çok saf ve temiz yürekli bir insandı. Herkes onun saflığını, temiz duygularını istismar ederek alaya varan şakalar yapar, onun hakkında doğruluğu şüpheli anılar anlatarak onunla eğlenirlerdi. Fakat o isminin önüne aldığı mesleğinin erbabıydı. Keçe yaptıracak kişiler Keçeci Mehmet’e haber gönderirlerdi. O geldiğinde önce keçe yapılacak yünler elindeki Kevan ve tokaç(mêkut)la çırpılmak suretiyle çırpardı. Eğer keçe desenli olacak ise, atılan yünlerin bir bölümü toplanmış köklerden yapılmış boyaya batırılarak renklendirilirdi. Yünler hazır hale geldikten sonra imalat için düz bir zemin üzerine serilmiş sahan veya örtü üzerine keçe kalınlığı oranında yünler serilirdi. Örtü üzerine serilen yünlerin desenli motiflerini oluşturacak renkli yünler de yerleştirilir ve yünlerin dağılmaması için avuç içine alınan su yünler üzerine serpiştirildikten sonra örtünün başından başlanarak yünler örtünün içinde kalacak şekilde kıvrılarak örtü rulo haline getirilirdi. Rulo haline getirilen örtü içindeki yünlerin dağılmaması için belirli aralıklarla sağlam iplerle sıkıca bağlanırdı.

 

Bundan sonraki süreç: Loğlama… Rulo haline getirilen örtünün başında bulunan iki veya üç kişi; ruloyu yarım tur çevirip, bir ayaklarıyla tekmelerler, tekrar yarım tur ve tekrar tekmelerlerdi. Ekseriyetle damlarda başlayan bu loğlama metodu; damın bir başından diğer başa, oradan bu başa gidilip gelinerek saatlerce sürer. Belirli aralıklarla rulo açılarak örtü içerisindeki yünlerin durumu kontrol edilerek yeniden sarılıp bağlanır ve rulo loğlanmaya devam edilirdi. Loğlama süreci günlerce sürer, son kez örtü açılarak keçenin kıvamına gelip gelmediği kontrol edilir, keçe kıvamına gelmiş ise örtünün içinden çıkarılarak mal sahibine teslim edilirdi. Günler süren emeklerin karşılığı oluşan keçe artık evin halısı veya battaniyesi olarak kullanıma hazırdır… 

 

BEZ DOKUMA : Taş mahalledeki evimizden aşağıya doğru inerken rahmetli Ali Dursun Ağanın oturduğu evinin karşı yamacında taş duvarlı toprak damlı bir evi ve hemen onun bitişiğinde asırlık bir dut ağacı bulunuyordu. Oturduğu ev ile bu taş duvarlı ev arasında mahallenin çeşmeye uzanan yolu geçiyordu. Mahallenin hemen tüm çocukları kış aylarında bu toprak damda çizilmiş dairenin orta yerine tabana çakılı bir çivi üzerine yerleştirilen paraya ceviz atarak paraya isabet ettirip dairenin dışına düşürmeye çalışır, bazen de bir çizgi üzerine sıralı cevizler dizerek bir başka çizgi arkasından aşık atardık. Toprak damın kapısı yazın küçükbaş hayvanların konduğu kom’a doğru açılırdı. Biz çocuklar, yetişkinler ve mahallenin erkeklerinin bir bölümü bu damda koşuştururken damın içinde de kadınların oluşturduğu guruplardan oluşan sürekli bir hareketlilik mevcuttu. Burada bulunan dokuma tezgâhında hemen herkes kendi ihtiyacı olan bezleri dokumakla meşguldü. Mahallenin hanımları ip eğirmekten, tezgâhta bez dokumaya her konuda imce usulü birbirlerinin yardımına koşuşturuyorlardı. Şimdi oradan eve doğru tırmanırken tamamen kayalardan oluşan bu alanda bir zamanlar bir evin olduğuna kendim yaşamasaydım inanmamın mümkün olmadığını düşünüyorum…

Ülkemizde sanayinin oluşmadığı, şehirlerle köylerin birbirleriyle irtibatının zor olduğu dönemlerde köylülerimizin çoğu giyim ihtiyaçlarını kendi imkânlarıyla gidermeye çalışıyorlardı. İptidai dokuma tezgâhlarında günlerce çalışarak “dokuma” olarak isimlendirdikleri bezleri üreterek giyecek ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Biraz varlıklı olan ailelerin evlerine yerleştirilen bu tezgâhlardan kış aylarında tüm komşular birbirleriyle yardımlaşarak kendi ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlardı.

            O dönemlerde sulanabilen tarlaların çoğunda pamuk ekilir, pamukların arasına serpiştirilen karpuz, kavun, günebakan, mısır, kabak ve salatalıklar da pamuklarla birlikte yetişerek hoş bir manzara oluştururlardı. Hasat mevsimi toplanan pamuklar hararlara (4) doldurularak İbolar’da bulunan Çırçır fabrikasına götürülerek çekirdekleri ayıklanarak getirilirdi. Çırçır fabrikasından dönen pamuklar köye çağrılan Keçeci Mehmet tarafından kevan (5) ve tokaç (6)la atılır/çırpılırdı. Atılan pamuklar Çırığ’la eğrilmek suretiyle ipe dönüştürülür, elde edilen ipler undan yapılan bir bulamacın içine konarak bir müddet bekletilirdi. Bulamaçtan çıkarılan ipler çeşmeye getirilerek iyice ovulduktan sonra çuvallara doldurularak kurutulmaya bırakılırdı. Çuval içerisinde iyice kuruyan ipler çuvallardan çıkarıldıktan sonra belli aralıklarla çakılan kazıklara dolanarak gerginleştirilirdi. Gerginleştirilen ipler toplanarak rulolar halinde toparlaklar oluşturulacak şekilde sarılarak eve getirilip taraklara takılarak tezgâhına götürülürdü. Burada yan yana çekilen ipliklerin bir kısmının yukarı, bir kısmının aşağıda olması nedeniyle ayaklarla pedallar hareket ettikçe masura (7)ya sarılı ipin mekik (8) yardımıyla aradan geçirilmesi sonucu aşağıdaki ipler yukarıya ve yukarıdaki ipler aşağıya sürekli yer değiştirmek suretiyle bez oluşurdu. Tezgâhı çalıştıran kişi mekik üzerinde masuranın her dönüşünde elindeki kirkit (9)’le ipliklerin arasına vurarak sıkışmasını sağlardı.

            Günlerce aylarca dokuma tezgâhında çalışılarak elde edilen dokuma bezler “kasara” konarak ağartılırdı. Kasara konma: sığırlardan alınan mayıslarla dolu kazanların içine yatırılarak günlerce bekletildikten sonra ağartma işlemine verilen isimdi. Mayısların içerisinden çıkarılan bezler çeşmeye götürülüp bol suyla yıkanır ve saatlerce taşların üzerinde çırpılarak ağartılıncaya kadar yıkanarak güneşe serilerek kurutulurdu. Temizlenmiş bezlerden kalın ipliklerle dokunanlar harar, çuval ve heybe olarak kullanılmak üzere dikilirlerdi. İnce iplikten dokunan bezlere “çit” (10) denirdi ve bu bezlerden iç çamaşırları dikilirdi. Ayrıca çeşitli köklerden toplanan boyalarla boyanan bezlerden kullanılan boya rengi ve desenine göre elbise, şalvar, yastık yüzü, yatak çarşafı, hanımlara yazmalık eşarp, erkeklere bele sarılmak üzere kuşak ve evlenecek kızlara çeyizlik havlular olarak işlenirdi.

            Dokuma tezgâhları dışında; ev içlerine, mereklerin veya uygun mevsimlerde ev önünde bulunan bahçe içlerine kurulan basit tezgâhlarda kilim ve yollukları dokuyanlar o günün emekçi kadınlarıydı… Onları saygıyla anıyorum. Aramızdan ayrılanlara rahmetler diliyor, yaşayanların ellerinden öpüyorum...                                                                                                                                              24.01.2012

 

 

(1)Taşi/İğin : Elle çevrilerek ip eğirmeye yarayan iptidai bir alet.

(2)Çırığ/Çıkrık : Üzerindeki büyük makaranın elle çevrilerek ip eğirmeye yarayan alet.

(3)Kepenek : Çobanların omuzlarına aldıkları dikişsiz, kolsuz keçe üstlük.

(4)Harar : Kıl veya pamuktan dokunmuş, büyük çuval.

(5) Kevan : yay, kesilmiş sığır bağırsakları iyice yıkandıktan sonra kurutulup iyice inceltilerek sırığın iki ucuna bağlanarak gerginleştirilip     meydana getirilen yay.

(6) Tokaç : 1.Pamuk veya yünlerin içine daldırılan yaya vurmak suretiyle ayrıştırma görevini yapan tokmak, 2.Yıkanan çamaşırların kirlerini ayrıştırmak için, bir taşın üzerine serilen el kuvvetiyle vurulan yası tahta parçası.

 (7) Masura : tahta veya plastikten yapılan, üzerine şerit veya iplik sarılan koni veya silindir. Köyümüzde kullanılan masuralar kamıştan yapılıyordu.

(8) Mekik : atkı iplerinin çözgü ipleri arasından geçmesini sağlayan parça

(9) Kirkit : madeni tarak

(10) Çit : ince bez, kalıp basılarak desenli motiflerle süslenen bez, başlara takılan yazmalara kalıplarla basılan desenler.

 

 



 

Yorumlar 

 
0 #2 NİHAT ERCANLI-2 2012-02-10 10:51 Sevgili Ali abi; güzel,insanı bilgilendiren yazılarınıza bir yenisini daha eklemişsiniz.Kece yapımını televizyonda Urfa yöresindeki bir proğramda seyretmiştim.Gercekten zor iş.Dokuma tezgahlarını ise Elazığda yolluk yapımı sırasında görmüştüm.Köyde sadece keçi kılından erken yapılışını gördüm.Ama siz yazınızda olayları o kadar anlayışlı ve akıcı anlatmışsınızki sanki bizde oradaymışız gibi geliyor.Bu öğretici dolu dolu yazılarınızın devamı dileğiyle SAYGILAR… Alıntı
 
 
0 #1 AYGÜL METE 2012-02-04 13:59 SAYENİZDE ÖĞRENMEYE DEVAM EDİYORUZ SİZİ TEBRİK EDİYORUM BU KADAR ŞEYİ BELKİDE ÇOCUK YAŞTA OLMA NİZA RAĞMEN BU KADAR YAŞANMIŞLIKLARI AKLINIZDA TUTMANIZ ÇOK GÜZEL ALİ ABİCİĞİM SAYGILAR.. Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlarımız

Mustafa Tuncel
Mustafa Tuncel
ismail hakkı celayir
ismail hakkı celayir
Ali OGUZ
Ali OGUZ

Anketimiz

Şartlar uygun olsa kışın köyde yaşarmısınız?
 

Linkler

 
  http://taskesen.net Telif taskesen.net & taskesen.forum  
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de