|
İHSAN HOCA = İNSAN HOCA
1960’tan biraz öncesi olmalıydı, evimizin üst tarafında geniş Ercan Ailesinin kaküllü kumral saçlı üyesi her zamanki gibi yazın görünüp kışın çalıştığı diyarlara gitmedi ve köy okulumuzun “yeni maarif yılı” anahtarını o çevirdi. Aradaki epey yaş farkına karşın babamla çok düzeyli şakalaşan, anneme ömrünün her döneminde büyük saygıyla hitabeden Tırkoların o eşsiz delikanlısı artık bizim öğretmenimizdi.
Öğretmenimle evlerimiz, bahçelerimiz sınırdaş. Kendisi çeper üzerinden ikide bir hatır sorma mesafesinde duruyor. Yetmiyor, başını çeperden azıcık uzatınca öğrencisinin ne yaptığını görüyor... Artık haylazlık yapma haklarımın tümünü ilkokul üçüncü sınıftan itibaren yitirmiştim. Kendisinin zor koşullardan çıkarak eğitimci olduğunu bildiği için öğrencilerine de zorlukları yenmede akıl almaz bir enerji veriyordu. Çok hızlı konuşuyordu, kendinden önceki öğretmenlere alışan çocuklar başlangıçta onu anlamakta zorlanıyordu. Bu acelecilik konuşmasından öteye gidiyordu. Bir an önce birilerimizin bir şeyler yapması için, köyden yeni isimlerin fırlayıp koşması için gecesini gündüzünü tüketiyordu. Okula bir tarih şeması yapılacaksa, bir mevsim şeridi asılacaksa, bir İstiklal Marşı v.s. konulacaksa çini mürekkebini, hokkasını, dividini alır; idare lambasının ışığında sabahlara kadar çalışırdı. Bunların birinde benim yardımımı da istediği gün kendimi birden büyümüş, ağır bir sorumluluğun altında duyumsamıştım.
Türkçe bir sözcüğü cümle içinde yerinde kullandıysak yüzünde çiçekler açıyordu. Çetrefilli bir matematik problemini çözdüğümüzde havalara uçuyordu. Bizi zor sorularla bunaltmaya çalışan müfettiş sonunda pes edince öğretmenimiz sevinçten eriyordu. Köyden bir çocuğu daha üst okula gönderdiğinde, yatılı bir okulun sınavında üst sıralara koyduğunda ömrünün en büyük ödülünü alıyordu.
Silik bir anımsamam var onun evlendiği yıla dair. Birvan’dan Hatun Hanımla evlenmesi, düğünleri, öncesi, sonrası hep bir masal kılığında olmuştu. Eşine bu kadar sevdalı, daha da önemlisi hiç gizlemeden, dolandırmadan sevdasını ayan beyan eden çok az kişi vardır çevremizde. (Biri de amcam İsmail idi, ki “Benim Allahım Hatun’dur.” sözüyle köy tarihine geçmişti. İlginç olan, ikisinin eşleri adaştılar.) Çok güzel, çok terbiyeli çocukları doğdu. Her şeyden önce tam bir insan olan İhsan Hoca elbette öyle çocuklar büyütecekti.
O’nun özyaşam öyküsünü ayrıntısıyla anlatacak değilim. Zaten bunu yapabilecek kadar tamamlayıcı bilgim de yok. Sonraki yıllarda Birvan’ın öğretmeni olduğunu, emeklilikten sonra İstanbul’a taşındığını kaba çizgileriyle biliyorum tabii.
Mişelli (Taşkesen) köyünde çalışan bütün öğretmenler renkli kişilikler taşıdılar. Hepsinin kesişim noktası gerçek “Cumhuriyet öğretmenleri” olmalarıydı. Fakat İhsan Hoca’nın kalıcı olarak bıraktığı iz bambaşkadır. Neredeyse köy okulu onun adıyla özdeş olmuştu.
Öğretmenlik yıllarında başkasını incitmemek için söz ve davranışlarını hızla ve tam isabetle duyarlı biçimde tartan öğretmenime gizli bir hayranlığım oldu hep. Evet, saçlarım onunki gibi kumral bir esintiyle alnıma düşmüyordu hiçbir zaman, fakat davranışlarındaki insan boyutunu yüreğime sızdırmayı her zaman başaracağımı düşündüm; bugün, bu yaşımda, O’nun yokluğunda bile...
|
Yorumlar