Anasayfa  
 
     
 
 

Giriş Formu



Posta Kutum

Giriş yapmamışsınız.

Kimler Sitede

Şuanda 14 konuk çevrimiçi
Yok

Son Mesajlar

  • Konuk Defteri
    Herkese merhaba, www.alagozmuhendislik.org sitemiz...
    Syn: Barış Alagöz
  • ACI KAYBIMIZ..
    aytaç üsteymenim nur içinde yat mekanın cennet ols...
    Syn: emrullah yüksel
  • ACI KAYBIMIZ..
    Üsteğmen Aytaç Kaya ya Allahtan Rahmet,ailesine ve...
    Syn: hıdır yılmaz
KÖY GÖÇERLERE EMANET…
Ali OGUZ tarafından yazıldı   



KÖY GÖÇERLERE EMANET…

 

Bu yıl (2011) Mart-Eylül ve Kasım aylarında köydeydim…

Mart ayında köy; açan badem ve kayısı çiçekleriyle beyaz ve pembeye bürünmüş, köye dönüş yapan emekliler bağ ve bahçelerine koşuşturmaya başlamışlardı. Ağaçlar çiçeklenirken, doğayı süsleyen yaban hayvanları ve kuşlar yuva yapma telaşındaydılar… Kış aylarında sessizliğe bürünen köy her geçen gün canlılık kazanıyordu...

            Eylül ayının ilk haftasında köye vardığımda; yaz boyunca Mişelli parkını doldurarak köyümüze canlılık kazandıran gençler okullarına, çalışanlar ise işlerine başlamak üzere köyden ayrılmışlardı. Geride kalanlar ise peş peşe köyü terk ediyorlardı.

            Kardeşimin rahatsızlığı nedeniyle birkaç gün biriken işlerle uğraştıktan sonra köyde kalarak bağ ve bahçeleriyle ilgilenen, ektikleri sebzeleriyle uğraşan yaşıtlarımız ve büyüklerimizi ziyaret etmeye başladım,  Mişelli parkına giderek onlarla sohbet ettim, oyunlar oynadım. Fırsat buldukça köyümün büyük bölümünü dolaştım. Taş mahalle ve Mandere’ye giderek geçmişte yaşadığım anılarımı tazeledim.

Gezip dolaştıkça anladım ki buraya yılda birkaç kez gelsem de; doğduğum köyümün tozunu, toprağını, baharın müjdecisi navrezlerini, bağ ve bahçelerimizin sınırlarına dikilmiş şilan’larını (yaban gülleri/kuşburnu), çeşmelerinden akan buz gibi sularını, başında sohbette doymadığımız kurnalarını, kara sabanla çift sürdüğüm tarlalarımızın heği’ni unutmayacaktım.

Tarladan bağa, bahçeye yılmadan koşuşturuşumu, çifte çubuğa eşeksırtında gidişimi, tarlada orakla ekin biçişimi, biçtiğimiz ekinleri eşeksırtında şara’lar halinde harmana getirişimi ve harmanda düven sürüşümü, bir yılın emeği buğdaylarımızı kaynatarak bulgura hazırlayışımızı, unluk ve bulgurluk erzaklarımızı değirmenlere götürüp öğütüp getirmemizi ve daha saymakla bitiremeyeceğim nice güzelliklerini özlemle hatırlayacaktım.

Eylül ayında köyümüzde sebze ve meyve bol, iş yükü diğer aylara göre yoğun. Cevizler çırpılıp, sedefleşiyor; üzümler toplanıp sıkılıyor, sebzeler toplanıp kurutuluyor veya salçaya dönüştürülüyor. Hemen herkes sabah erkenden kalkarak öğlene kadar işlerini görüp, öğleden sonra Mişelli parkına yöneliyordu. Köyde kalanların nüfusu her geçen gün azalsa da, köy içerisinde dolaştıkça yaşıtlarımızla, ağabey ve ablalarımızla karşılaşıp sohbet edebiliyorduk…

Kasım ayında köye gittiğimde ise; ağaçların çoğu yapraklarını dökmüş, köy boşalmıştı. Havalar soğumuş, geceleri insanın içini titretiyordu. Güneş bulutların arasında arada bir kendini gösterse de etkili ısıyı sağlayamadığından gündüzleri dahi soğuklar kendini hissettiriyordu. Doğa sanki kıyafet değiştirmiş, yapraklarını dökmeyen ağaçlar yeşil, sarı, kahverengi, mor renk tonlarını sergilerken, dökülen yapraklar yer zeminini bir örtü gibi sarmıştı. Köyde kalan üç aile de peş peşe köyü terk etme telaşındaydılar.

Eylül ayındaki koşuşturma bitmiş, göç hazırlığındaki Şemsettin ağabey, İbrahim ve Davut’la birlikte can sıkıntısını gidermek için her gün çıktığımız yürüyüşlerde Kale’nin Nüşküşak sınırlarına kadar gidip gelmekten başka yapacağımız bir iş yok. Birkaç gün sonra onlar da köyü terk edecek… Kasım ayını son günleriydi ve benim Taş Mahalleye gitmem gerekiyordu. Sabah yola çıktığımda köyü dolaşarak gitmeye karar verdim. Ceviz çeşmesini geçerek Mişelli parkına doğru yoluma devam ettim. Okulumuz tam buradaydı… Köylülerimizin hemen hepsi bu okulda okuyarak başka diyarlara göçüp gittiler. Oysa okulumuzun yerinde şimdi bomboş bir park durmakta… Aşağı Mahalleye doğru yoluma devam ederken; Rahmetli Hışko Mehmet’in ömrünü vererek var ettiği bahçeye gözüm takılıyor, o güzelim bahçe harabeye dönmüş. Sadece onun mu? Yol boyunca baktığım bahçelerin çoğu aynı durumda… Aynı terk edilmişlik, aynı harabelik burada da kendini gösteriyor. Yaz boyu insan seslerinin birbirine karıştığı evler bomboş, hepsinin kapısına kilit vurulmuş. Çevreyi seyrederek Cabo Mehmet’in yıkılmış, viraneye dönmüş evine kadar geldiğim halde bir tek insana rastlamıyorum. Tam burada Taş mahalleye bakıyorum; tepede bir bölümü yıkılmış evimiz, az aşağıda bir zamanlar Ali Dursun Ağanın konağı olan ev, Çolak’ların evleri, Selman Selçuk’un evi, Goze’nin evi, Rağto Arif ve Ali Kurdo’nun evi, Baki Solmaz ve daha nicelerinin ev yıkıntıları…  Boşalan ve kapılarına kilit vurulan evleri ve Taş mahalledeki yıkıntıları gördükçe Ali Kızıltuğ’un güzel türküsünü anımsıyorum…

Asrı gurbet harap etmiş köyümü                                                                                                     
Bülbül gitmiş baykuş konmuş gel hele                                                                                              
Ben ağayım, ben paşayım diyenler                                                                                               
Kapıları kilitlemişler gel hele

Bir ev burada, bir ev karşıda kalmış                                                                                                  
Gidelim hele bizim komşulara n’olmuş                                                                                              
Kırk senelik ağaçlar kurumuş kalmış                                                                                                
Bizim köye benzemiyor ki gel hele

Saz elimde şu elleri gezerdim                                                                                                                
Dertli idim bazı destan yazardım                                                                                                         
Sen Ali’ysen niye saçın ağarttın                                                                                                                  
Bizim Ali’ye benzemiyorsun gel hele

    

 Yürüyerek Kurçi deresini geçiyor, Alko deresinden sonra Taş mahalleye doğru yokuşu tırmanırken nefes almakta zorlanıyorum. Nihayet yıllarca Taş Mahalle insanının su ihtiyacını karşılayan çeşmenin önündeyim… Yokuş tırmanırken nefes almakta zorlanmış, bir hayli yorulup terlemiştim. Bir müddet çeşme duvarının üzerine oturarak akan suyun şırıltısını, asırlık dutlarımızın bakımsızlıktan ayrılan gövdelerinin artık taşıyamadığı dallarını izleyerek geçmiş günlere dalıp gittim… Yıllarca bu topraklarda durmaksızın koşuşturduğum telaşlı günleri anımsadım. Tüm sıkıntılarımıza rağmen hayata sımsıkı sarılmıştık; bahçeye koşuşturduğumda orada yemyeşil çimenler arasında yorgunluğumu unuturdum. Bahçenin dört bir yanına serpiştirilmiş dut, kayısı, armut, elma, vişne, kiraz, ayva ve daha nice ağaçlarımızın çiçek açışları, meyveye dönüşleri benim yaşam gücümü artırır, sevince boğardı. Oysa o güzelim bahçe harabe şimdi… Tarlalarımıza koşturarak gittiğimizde ektiğimiz ekinlerin boy atarak önce yeşil bir örtüye, ardından büyüyüp başağa dönüşleri; diktiğimiz sebze ve bostanların her gelişimizde fark edilir şekilde büyüyüp mahsule dönüşmesi tüm emeklerimizin heba olmadığını görür yorgunluğumuzu unuturduk. Şimdi o güzelim arazilerin çoğu dağa dönüşmüş…

 Daldığım geçmiş anılarımdan bir anda sıyrıldım ve “Ne arıyorsun burada? Yaşlandın! Eskiyi bulacağını sanıyorsan yanılıyorsun! Yine hayallere daldın!” diye söylendim. Sayısız anılarımın olduğu bu köye beni çeken neydi bilmiyorum? İstemesem de derelerine, tepelerine gitmekten kendimi alamıyordum, her köşesi beni tutsak ediyordu kendine… Bir Alageyik hikâyesi vardı bilirsiniz, geyik seslerini duyan avcı gerdek gecesi tüfeğini aldığı gibi vurur kendini dağlara, bende her köye gelişimde aynı duygulara kapılır, çıkar dolaşırım aklımın estiği yerleri… Dolaştıkça köyün bitki örtüsünü, dağlara tırmandıkça görüş alanımın genişlemesiyle köy manzarasının güzelliğini coşkuyla izlerim. Her attığım adımda bulduğum çiçeği, çevremde öten kuşu, kargayı, yol boyu karşılaştığım tosbağayı, yılanı, kirpiyi özlemle zevkle izlerim. Nefesim tıkansa da doruklara tırmanmaya çalışırdım, şu anda da aynı duygularla buraya gelmiştim; ama buradan daha ileriye gidemiyordum…

Usulca oturduğum yerden kalkarak ağır adımlarla gün geçtikçe harabeye dönüşen evimize doğru yürümeye başladım. Oysa Ortemerge’ye doğru yürüyerek Aşağı Mandere’ye giden yolu takip edip Paşigaze’ye veya Kevir’i Teng (Dar taş)’e doğru yürümek istiyordum; ama ayaklarım vücudumu taşıyamaz hale geldiğinden tasarladığım yürüyüşü iptal etmek zorunda kaldım. Evimizin önüne geldiğimde boşalmış, terk edilmiş, kendi kaderine ve sürüleriyle köyü bir baştan diğer başa kendi mallarıymış gibi kullanan “Göçerlere” emanet ettiğimiz köy önümde uzanıyordu. Serin esen rüzgâra rağmen doyasıya izliyorum önümdeki manzarayı… Çoğu çıplak ağaçlarıyla, boş tarlalarıyla, kurumuş asırlık ağaçlarıyla, susuz dereleriyle köyümün arazileri önümde uzanıyor… Seyrettikçe dünün burukluğu, kırgınlığı, yoklukları canlanıyor hafızamda, belki de bir daha buraya uğrama imkânı bulamayacağımı düşünerek ürperiyorum…

Şu anda köy meydanlarımız sessiz, ekin tarlalarımız, harmanlarımız, bağ ve bahçelerimiz boş… Bizden önceki neslin ömrünü, bizlerin çocukluğumuzu yaşadığımız o günlerin izleri her geçen gün siliniyor anılarımızda…

Bu gün sizlere ulaştırmaya çalıştığımız ve yeni nesillerin küçümsediği basit zevklerimiz, yaşamımızın özlemle yâd edilecek güzellikleriydi. Bizler bu topraklardan haklı nedenlerimizi ortaya koyarak bir gün geri dönmeyi hayal ederek göçüp gitmiştik başka diyarlara… Gittiğimiz yerlerde yetişmemiz gereken bir işimiz ve meşguliyetlerimiz vardı… Onların peşinden koşarken bir gün kendimize baktığımızda yüzümüzde beliren kırışıklıkları, her geçen gün beyazlaşan saçlarımızı, giderek şişen göbeğimizi, yürürken tıkanan nefesimizi ve vücudumuzun farklı yerlerinde bizi ikaz eden ağrıları fark ettiğimizde; bir daha yerine koyamayacağımız koca bir yaşamın tükenmekte olduğunu fark ettik…

Kasım ayındayız ve yıl tükenirken bizi nelerin beklediğini düşünmek istemiyorum. Çünkü geçen zaman; bir ırmak, bir çağlayan, bir yel ya da kısa bir uykunun ardında gördüğümüz bir rüya gibi geçip gitmişti. O rüyadan uyandığımızda geçmiş ömrü geri almamız ve durmadan ilerleyen zamanı durdurmamız mümkün değildi artık…

            Bizler çocukluk anılarımız dışında köyümüze katkı sağlayamadığımızdan köyümüz, kendi arazilerini canlı tutmaya çalışan birkaç yaşıtımız dışında her geçen gün kaderine terk edilmiş durumda. Güzel doğamız, harika su kaynaklarımız, asırlık ağaçlarımız peş peşe yok olmaya başladı. Umudumuz olan genç nesiller, yaz aylarında köyümüze geldiklerinde köyün sorunlarıyla uğraşıp köyü güzelleştirmek yerine bulabildikleriyle yetinmeye çalışıyorlar. Köye sağlıklı bir dönüşüm ve dönenlerin üretebilecek projeleri olmazsa gün be gün atalarımızdan kalan bu güzel doğal alanı kaybederiz…                                                               21.11.2011

            NOT: Yukarıda gördüğünüz fotoğrafları Eylül 2011’de çektim. Bu manzarayı örtmek isteyen birçok köylümüz kuruyan asırlık ağaçları yok pahasına odunculara teslim ettiler. Kesilen ağaçların bulunduğu alanlar tamamen dağa dönüştüğünden o korkunç manzaraları sizlere aktarmak istemedim, takdirlerinize sunulur… 

 

Yorumlar 

 
0 #7 Ali OGUZ 2012-02-03 18:03 Teşvik edici yorumlarıyla katkı sağlayan, Facebook'ta yazışırken yazılarımı okuduklarını söyleyen tüm dostlara teşekkürler. Yaşadığım ve sağlığım elverdiğince yazmaya devam edeceğim. Sevgilerimle… Alıntı
 
 
0 #6 orhan çolak 2012-01-30 21:39 Ali abem yazılarını zevkle okuyorum,sayeni zde yazınızı okudukca ,köyümüzü yazılarınızla geziyoruz.Bu açıdan bakarsak güzel,ikinci bakış açım,köyümüzün her mevsimde bir başka güzelliği var,bunuda anlayanlarla paylaşmak,konuy a deger veirir,kuruyan agaçlar konusunda üzgünüz,bazı kişiler,sulama suyunu,israf edercesine kullanırken,baz ıları,asırlık agaçlara su bulamamanın üzüntüsünü yaşar,burası tartışılır,Beni m site okurlarında ricam,yolda karşılaştığınz, bir tanıdığınıza ,selam veririrsiniz,eğ er karşı taraf verdiğiniz selama duyarsız kalırsa,ikinci karşılaşmanızda ,selam vermeye düşünürsünüz.Bu durumlara mahruz kalmamak için,sitede okuduğumuz yazılara ,katılma cesaretini gösterirlerse,s itemizin da renkli bir şekle dönüşeceğini tahmin ediyorum.Sayın Erdal ercan kardeşimize,düş üncelerini paylaştığından dolayı teşekürlerimi iletir,gençlerl e alakalı,yapabil ecekleri,işlerl e,adını istemiş.ben merak ettiğim konu,araştırmal arımız zayıf,hedefleri miz belirsiz,geçtiğ imiz yıl bizim dernek olarak ve muhtarlık olarak hedeflerimiz neymiş nekadarını yapmış,nekadarı nı neden yapamamışız.Bütcelerimiz neymiş ne olmuş,harcamala rımızı neye göre yapıyoruz.açık şeffaf herkesin anlayacağı bir şekle getire bilirsek güzel olur derim.gençlerden beklentin bu saygılarımla Alıntı
 
 
0 #5 AYGÜL METE 2012-01-10 14:08 Abiciğim bu yazını da diğer yazıların gibi zevkle okudum. Anılarımızı yaşadığımız o köy hayatını özlüyorum..Hatırlattığınız için teşekkürler.. Alıntı
 
 
0 #4 ERDAL ERCAN 2012-01-10 13:28 Erdal Ercan :Ali Abi yazılarını zevkle okuyorum.Tekrar teşekkür ederim yazdığın bu satırlar için.
Kusuruma bakma bu köyün bu hale gelmesinde Gençlerin ne kabahati olduğunu anlamış değilim. (Güzel doğamız, harika su kaynaklarımız, asırlık ağaçlarımız peş peşe yok olmaya başladı.) diye yazmışsın yazının son paragrafında.
Hayır olmadı Ali Abi Diyeceksin bu Asırlık ağaçlarının kuruması bundan ……… bundan dolayı oldu.Diyeceksin bu köyü kurtarmanı yolu …………budur diyeceksin. (Örneğin Hark ların eski haline gelmesi gibi.)
Ondan sonra gereken neyse o gençler yapar yeter ki siz büyüklerimiz Köyün Hastalığını iyi belirleyin ve REÇETEYİ iyi yazın.
Haklı Sitemimi bağışla.Selamlar.
Alıntı
 
 
0 #3 HÜSEYİN ERCAN 2012-01-06 19:47 Değerli Ali abi; köyün yavaş yavaş viraneye döndüğünü ve eski güzelliklerin yok olduğunu çok güzel dile getirmişsin.Köylülerimizde şöyle bir düşünce var: 'herkese nasılsa bana da öyle' !!! Biz bu düşünceyle hareket ettiğimiz sürece köyümüz tabiki o güzelliklerden mahrum olacak ve de viraneye dönecek.Ben bütün köy gecelerinde hep gençlerimizi göklere çıkarırım ve onlarla övünürüm.Ne yazıkki gençlerimiz bu konuda çok duyarsız kalıyorlar.İnşallah bundan sonra gençlerimiz bu işe el atar ve hiç değilse köy için birşeyler yapmaya çalışırlar.Eline ve kalemine sağlık SAYGILARIMLA… Alıntı
 
 
0 #2 Nihat ERCANLI 2011-12-29 09:32 Ali abi, yine bizi güzelim köyümüzün anılarına götürdün.Bende köye ekim ayı sonunda gittim.Köyün en güzel zamanlarıdır.Ne meyve ararsan bulacağın mevsim.Köyde kuruyan ağaclar neysede, yeşil ağacların para karşılığında satılmasına karşıyım.Sanırım köyde o güzelim ağaçları satıpta gecimini sağlayan yoktur.Ama yinede köyümüz ormanlık alan olarak gelişiyor.Özellikle Mandere ve arka taraflarında ormanlık alanlar yetişiyor.Bİz göremesekte cocuklarımız inşalalah görürler vede köye ağaç dikerler.Eline kalemine sağlık.Saygılar. Alıntı
 
 
0 #1 saadet yanık 2011-12-28 23:05 Ali Oğuz yüreğine ve kalemine sağlık.Umarım yeni nesilden birkaçı bu yazdıklarınızı okumuştur.Teşekkürler… Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

 
  Telif taskesen.net & taskesen.forum  
 
     
 
   
Design by go-vista.de and augs-burg.de